SANAT YAPITINI ANLAMAK-ALIMLAMAK

Sanatçı, nihayetinde bir izleyiciye veya izleyici kitlesine ulaşmak için sanat yapıtını üretir.  Sanat bu anlamda bir dil aracılığıyla gerçekleştirilen bir iletişimdir. Sanatçıdan sanat yapıtına sanat yapıtından izleyiciye uzanan bir iletişimdir. Genellikle bazen tekil veya doğrudan birebir, bazen daha genel ve toplumsal olanın bir tortusu olarak bu iletişim dolaylı olarak izleyiciden tekrar sanatçıya yansıyabilir. Ama bu iletişimin ne düzeyde gerçekleştiği hiç bir zaman anlaşılmayacaktır. 

Sanatçı, nihayetinde bir izleyiciye veya izleyici kitlesine ulaşmak için sanat yapıtını üretir.  Sanat bu anlamda bir dil aracılığıyla gerçekleştirilen bir iletişimdir. Sanatçıdan sanat yapıtına sanat yapıtından izleyiciye uzanan bir iletişimdir. Genellikle bazen tekil veya doğrudan birebir, bazen daha genel ve toplumsal olanın bir tortusu olarak bu iletişim dolaylı olarak izleyiciden tekrar sanatçıya yansıyabilir. Ama bu iletişimin ne düzeyde gerçekleştiği hiç bir zaman anlaşılmayacaktır. 

Genellikle sanat izleyicisinin genel derdidir, sanat yapıtını alımlamak. Sanatçıların da genel derdi, sıklıkla kendilerine yöneltilen “Resimlerinizde ne anlatıyorsunuz?” sorusudur. Picasso’nun, bir sergisinin açılışında kadın izleyicilerden birisinin kendisine yönelttiği “resimlerinizde ne anlatıyorsunuz?” sorusuna, “sen ne anladıysan, onu” diye cevapladığı gibi bu soruya iğneli bir cevapla size karşılık verecek bir sanatçıyla karşılaşmanız mümkündür. 

Kagan, sanat yapıtının üç farklı anlamı olduğunu söyler. Birincisi sanatçının ona yüklediği anlam. İkincisi, alımlayıcının (izleyici, okuyucu, dinleyici) ondan çıkardığı anlam. Üçüncüsü sanat yapıtının bu ikisinden bağımsız kendinde taşıdığı anlam. Ama “Alımlama Kuramı” izleyiciyi okuru dinleyiciyi, dinleyiciyi merkeze alır. Bu anlamda “alımlamak” deyince okurun, izleyicinin, dinleyicinin sanat yapıtından aldığı, anladığı ya da ona yüklediği anlam kastedilir. “Alımlamak kuramı” sanatın anlamının ilk iki ayağını kagan’ın sanatçı ve sanat yapıtını göz ardı eder. Buradan Picasso’nun cevabını doğru bir cevap olarak “Alımlama Kuramı” nın temel mantığının sarkastik bir cevabı olarak görebiliriz.

Ayrıca bazı sanat akımlarının veya sanatçının sanat anlayışını oluşturmaktadır. Mesela Robert Rauschenberg, “Ben eserlerime bir anlam yüklemiyorum. Eserimi sadece yaratırım, esere anlam yükleme işini izleyiciye bırakıyorum” der. 

Sanatçının “resimlerinizde ne anlatmak istiyorsunuz?” sorusundan kaçınmalarının nedeni, sürekli aynı soruya maruz kalmak değil sadece, çoğu zaman sanatçı sadece yaratır ve neyi neden yaptığını çok dert etmeden yapabilir. Ama bütün bilinci ve bilinçaltı, yaratma sürecinde devrededir. BU yüzden sanat eserinin bir görünen bir de görünmeyen bir anlamı vardır. Mesela sanatçı bir konuyu işliyordur ve sadece o işlediğini düşünmektedir ama bir psikolog o konunun ardındaki psişik katmanları çözebilir ve aslında sanatçının farkında olmadığı bilinçdışından gelen daha derindeki psişik imgeler form değiştirerek, -tıpkı rüyadaki gibi bir metaphor bir sembol olarak ortaya çıkmış olabilir. Sanatçı da bunun farkında olmayabilir. Bazen de bilir, ilgilenir ama bunu sözel olarak ifade edemez veya etmek istemeyebilir. Ama bazı sanatçılar da özellikle açıklama yapmak ister. Bu sanatçılar daha çok bir kavramın veya sorunun anlaşılmasını dert edinen sanatçılardır genellikle. O yüzden sanatın anlamı ile ilgili bir genelleme yapmak zordur, yapılamaz zaten.

Sanat yapıtı ile başbaşa kalan izleyici bu anlamı kendisi çıkarmak durumundadır. Elbette izleyiciler arasına sanat eleştirmenleri ve psikologları da katıyorum ve kendi başına kalan sıradan izleyici içinde ister istemez belli bir birikim, sanat kültürü gereklidir bu anlamı çıkarmak için. Bu da bir tartışma konusu olabilir çünkü bir sanat eserine bir bilgi ve kültür çerçevesinde bakmaya başlandığı an, önyargılar devreye girerek, bakışı ve algıyı koşullandırır. Ruskin, önyargısız bakabilmek için gözün masumiyetinden söz eder. Gözün masumiyeti, bir bebeğin veya kör birisinin ilk defa gözlerini dünyaya açtığı bakışla bakabilmektir. Ama böyle bir bakış bir çok düşünüre göre, hiç bir anlam ifade etmeyeceği yönündedir. Allport, önyargılar olmadan yolumuzu bulamayacağımızı, bir dereceye kadar önyargıların hayatı anlamlandırmak için gereki olduğunu savunur. Ama bu, önyargıların bakışımızı bulandırmayacağı, bizi yanlış koşullandırmaycağı anlamına gelmemektedir. 

Konuyu çok dağıtmadan izleyicinin alımlamasına dönelim. Sanat eleştirmenleri, sanat tarihçileri ve psikologlar, her ne kadar anlamı çözmeye odaklanan ve sıradan izleyiciden farklı olarak daha fazla birikime sahip olsalar da sonuçta bir alımlayıcı konumundadırlar ve sanatçıdan bağımsız olarak sanat yapıtını kendi perspektifinden yorumlamaya veya anlamı ortaya çıkarmaya çalışır.


Daha geniş izleyici kitlesi de çoğu zaman bu yorumlardan hareket eder. Ama sanatçının açıklaması veya tarihçi ve eleştirmenlerin yorumunun olmadığı ya da bu yorumların etkisinde kalmadan kendi algısıyla sanat yapıtını alımlamayı tercih etmek isteyen alımlayıcının çıkış noktası, dayanakları ölçütleri ne olacaktır? Kısaca, sanat yapıtını nasıl alımlayacaktır?  

Şunu öncelikle belirtmek gerekmektedir: Sanatı okumanın bir tek ve genel bir yolu, yöntemi yoktur. Belli başlı yöntemler vardır elbette: Panofsky’nin oluşturduğu ikonografik ve ikonolojik yöntem, Freud’un yaklaşımı olan psikoanalitik yöntem, eserin plastik unsurları açısından değerlendiren formalist (biçimsel) yöntem ve daha çok felsefi düzeyde değerlendirilebilecek postmodernizmde ortaya çıkan kavramsal sanat gibi farklı yöntemleri vardır elbette.

Mondrianın veya soyut ekspresyonizmin özelliklke post panterli abstraction, sert kenar resmi renk alanı resmi gibi eserlerin amacı formalisttir bu açıdan değlerndirmek lazım

Rönesans ve barok din ve mitolojiyi işlediği için ikonografik veya ikonolojik yaklaşılabilir ama daha geniş bir uygulama alanı vardır.

Psikolojik yöntem daha çok imgelerin olduğu figüratif eserlere uygulanabilir.

Bunların dışında özellike postmodernizmde kavramsal sanat daha çok kavram düzeyde felsefi açıdan değerlendirilebilir tartışabilir eserlerdir.

Ama her zaman bu yöntemler her sanat eseri veya döneme uygulanamaz. Sanat yapısı gereği değişken bir olgu olduğu için sanat yapıtını yaklaşım da o derece kıvrak olmalıdır. Her sanat yapıtına kendi mantığı açısından yaklaşmak gerekir. Kendi kuralları, kendi mantığı, kendi dili, sözcükleri, simgeleriyle görebilmek ve iletişimini anlamak, farketmek gerekir. Bu yüzden ancak örnekler üzerinden gidilebilir. Ama bir örnekten öğrenilen bir yöntem ya da yaklaşım diğer eserlere hemen uygulanmamalı. Tarih, sanat otoritelerinin hem de sanat eleştirmenlerinin bu konuda yaptığı hatalarla doludur. O yüzden bunlara tek tek ilerideki yazılarımızda değineceğiz. Çünkü bunlar tek bir yazıya sığamayacak kadar geniş konulardır.

Sanat yapıtına bakmak ile onu alımlamak da birbirinden farklı olgulardır. Sanat yapıtına bakma biçimi onun görme biçimini oluşturur. Kısaca nasıl bakarsanız öyle görürsünüz. Öte yandan sanat yapıtını alımlamak zamana, döneme, akıma, sanat yapıtına ve kişiye göre değişen bir olgudur. Söz gelimi, bazı sanat yapıtları alımlanmak için ek bilgileri zorunlu kılarken, bazıları en azından genel bir sanat kültürünü gerektirir. Bazıları ince bir duyarlık, bazıları ise düşünmeyi dayatır.  Her izleyicinin bilgi birikimi, zekası, algısı, yaşam deneyimleri, kültürü ve yaşama bakış açısı farklı olduğu için sanat yapıtını sahip olduğu pencereden baktığından her izleyicinin alımlaması da birbirinden farklı olacaktır. 

Şurası da kesindir ki, izleyici çoğu zaman sanatçının anlatmaya çalıştığı şeyi farkettiğinde sanat yapıtından aldığı tat çok daha derin olabilmektedir. Ya da farklı izleyicilerin zenginleştirdiği sanat yapıtının anlamı da öyle. Kafaları karıştıran bir durum da, Kagan’ın sanatçı ve izleyiciden bağımsız olarak kendinde taşıdığı “anlam”dır. Sanatçı ve izleyiciden bağımsız bir anlam nasıl var olabilir? İzleyicinin sanata yüklediği anlam elbette ki sanat yapıtını zenginleştirecektir ama her anlam değil.

Sanat eleştirmeni Marcus Graf bir söyleşide, insanların genellikle çağdaş sanatı anlamadıklarını ama klasik sanatı anladıklarını belirtmelerine bir anlam veremediğini ifade etmişti. Tabii ki güncel sanatı anlamak için sanat kültürüne sahip olmak gerekmektedir ancak öte yandan klasik sanatın bir kısmını anlamak için din ve mitoloji bilgisine sahip olmak; bir kısmı, söz gelimi Vanitasları anlamak için de bir çok simge, sembol ve metaphor gibi göstergelerin anlamını bilmeyi gerektirir. Ama figüratif olan klasik sanatın konu ve figürlerin tanınan göstergeleriyle resme bakan; bunu da gerçekçilik düzeyinde algılayan ve sanatçının betimlemedeki ustalığına hayran olan izleyicinin bu bakış açısı ile sanatın iletmeye çalıştığı şey tamamen birbirinden farklıdır.

Doç.Dr. Mustafa HAYKIR


1* Trakya Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü, mustafahaykir@trakya.edu.tr Orcid:0000-0003-1432-1537
2* Kagan
3* https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/316087

4* Trakya Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesideki bir söyleşisinde.