Kendimi bildim bileli resimlerimde hayvan figürleri her zaman kullanmışımdır. Hayvanlara özel bir ilgim ve sevgim hep olmuştur. Öğrencilik yıllarımda resimlerimin temel konusu tek tük manzara dışında insan ve özellikle hayvan figürlerinden oluşuyordu. Mezun olduktan sonra ilk birkaç yılda ağırlıklı olan insan figürünün yerini arı serisi almaya başladı.
Yazı: Prof. Dr. Mustafa HAYKIR – Edirne-2023

Arı Serisi
Sanatçı, temayı bazen bilinçli olarak belirler, bazen sadece sanatını icra ederken ortaya çıkar; tema ve içerik,yaratımın ardından bilinç dışının serbest çağrışımlarıyla ortaya çıkar. Arı teması bu anlamda önce tesadüf sonucu başladı sonra muazzam formu ile dikkatimi çekti; resmin konusu olmasıyla iç dünyamın yansımasına dönüşen bir metafor haline geldi.

Arı temasına öğretmenliğe başladığım ilk yıllarda bir seminerde, pencere kenarında gördüğüm ölü bir sarıca arıyı alıp sürekli yanımda taşıdığım desen kağıtlarına ve defterime çizerek başladım. İnceledikçe ayrıntılar beni büyülemeye başlamıştı. Arının her bir parçası, kafası, kafasının eklemleri, parçaları arasından çıkan antenleri, tepesindeki kıllar, ağzı, kıskaçları, gözleri, gözlerinin muazzam formu üstelik de dışarıdan görünmeyen fonksiyonlarıile beraber düşünüldüğünde bir mucizeye dönüşen bir canlının şimdi ise bütün fonksiyonlarını kaybetmiş ama sadece dış formunu koruyan ölü bir bedeni inceliyordum.
Kafası, göğsünü oluşturan üst gövdesi ve karnını oluşturan alt gövdesi, birbirine bağlanışları eklemli bacakları vesaire vesaire;özelliklerini anlatmaya çalışmak bile nafile bir çaba gibi geliyor bana. Sonra bir mercek bulup daha yakından inceleyerek çizmeye başladım. Ardından sayıları artan ve beni hayran bırakan bu desenleri artık tuvale aktarmak gerektiğini hissettiğim evreye geçtim.
Yaklaşık on beş yıl süren arı serisinin o dönem zihnimde kendime ve topluma ait hislerim ve düşüncelerimin, yaşama dair düşüncelerimin birer anlatımına dönüştüğünü resimlerime bakarak görmeye başladım. Öncelikle agresif yapısının yarattığı etki muazzamdı. Antenleri, yüzü, gözleri, kıskaçları, zırh benzeri kabukları;başta herhangi bir amaç gütmeksizin, sadece arının formuna hayran kaldığım için tuvale aktardığım bu formların zamanla diyalektik olguların anlatımına aracılık etmeye dönüştü.
Birey-Toplum diyalektiği, çatışması ve kaçınılmaz birlikteliği,hem sosyal bir varlık olması hem de ben-merkezci bir mülkiyet anlayışı ile sınırlarını çizmesi, toplumu dışarıda bırakmak istemesi; bireyin yalnızlığı, tekliği, teklerin birleşerek bir topluma dönüşmesi ama onu oluşturan her bireyin o kalabalık gibi görünen çoklukta tek tek oldukları düşüncesiyle başlayıp, doğum-yaşam-ölüm, varlık-yokluk gibi varoluş sorunlarının anlatımının birer sembolüne dönüştü.
Kompozisyon olarak sadece arının devinimiile anlatım olarak agresif ifadesine yoğunlaşan betimleme, zamanla dikey formlar ve güneş simgesi olarak daireyi de içine alarak organik ve inorganik formun birbirini tamamladığı kompozisyonlara dönüştü.
Kısaca morfolojik ve fizyolojik yapı olarak biçemden, agresif ifade, teklik ve çokluk, yaşam döngüsü, varoluş kaygısına dönüşen içerik yönüyle resmin konusu, biçimi ve teması olarak evrimini tamamlamış oldu.
Leda ve Kuğu Teması
“Leda ve Kuğu” temasının başlangıç hikayesi ise bir nebze daha farklı. Sürekli elimin altında bulundurduğum desen defterine desen çizmek üzere düşünmeden elimi serbest bıraktığımda sürekli bir Anka veya tavus misali bir kuş ile bir figürün ortaya çıktığını fark ettim. Bu figürlerin gittikçe sıklaştığı bir dönemde bu konuyu resme taşımaya karar verdim. Zamanla Yunan mitolojisinde yer alan ve sonra birçok sanatçının da eserine konu olan “Leda ve Kuğu” hikayesine dönüştürmeye karar verdim.

Kadın-Erkek gibi birbirini tamamlayan bir yapı olarak doğunun diyalektik ying-yang felsefesini de barındırır. Ötekisiz olamayan ama aynı düzeyde onunla çatışan bir varlığın iki zıt kutbunu ele alanbu tema toplumun da bu diyalektiğe dair kolektif bilinç dışının yansımaları olarak eserlerimde yerini almıştır. Bu konuyu anlatmak yerine kısaca yazdığım şu makaleyi buraya ekliyorum:“Sanatta‘ Leda ve Kuğu’ Teması ile Kolektif Bilinç dişi İlişkisi Üzerine”. Dergi park sitesinde bu makaleye ulaşılabilir.
Şempanze veya Ötekiler (Empati) Teması
Şempanze veya “Ötekiler ve Empati” serisi, bilinçli olarak peşine düştüğüm ve oluşturduğum bir tema. İnsan, toplum, ideoloji ve propaganda ilişkilerini incelediğimde dikkatimi çeken “ötekileştirme” olgusunu anlatmak için metafor olabilecek bir form ararken yıllar önce gördüğüm ve çok hoşuma giden bir şempanze desenini hatırladım. Zihnimin bir köşesinde rafa kaldırmış, lazım olunca kullanırım diye ertelediğim bir formun “öteki” algısını anlatmak için biçilmez kaftan olduğunu farkettim.

Nedeni, “öteki” algısının ön yargılara dayanan çoğunlukla başkaları tarafından oluşturulmuş tek taraflı bencil duygulara dayanan yanlış bir algı olmasıdır. Bize çok benzeyen hatta neredeyse bizimle tıpa tıp aynı olan ötekiyi tanıdıkça aslında ötekine dair zayıflayan kaybolan bir ön yargıdır. Üstelik öteki ile ötekileştirenin birbirine bağlı olan bir olgunun iki kutbu olduğunu fark ettiğimizde paradoksun absürtlüğünü de fark ederiz. Bu algının, özellikle iktidarlar tarafından kullanılan suistimal edilen bir yapısı vardır. Bu anlamda bize çok benzeyen ama tanımadığımız için onu olumsuz anlamda bizden çok farklı bir konumda algıladığımız olgusundan yola çıktım. Farklı din, dil, ırk, cinsiyete vesaire sahip olan diğer insanları bizden olumsuz olan çok farklı bir konuma sokar, “ötekileştirir” ve ona göre yargılarız. Oysa bizim de bir “öteki” olduğumuzu hiç düşünmeyiz.
Kısaca şempanze serisiyle, empatinin önemini göstererek hiçbir canlıyı, hayvanı veya insanı ötekileştirmememiz, onları anlamamız ve empati kurmamız gerektiğini göstermeye çalışıyorum.
Portre Serisi
Portre serisi yapmaktan zevk aldığım bir seri ve dönem dönem bir seri olarak çıkardığım bir konu. İnsanın farklı yüz ifadeleri, dünyaları, dışarıdan bakıldığında görülmeyen ama resimde her nasılsa iç dünyanın da kendini hissettirdiğini düşündüğüm bir konu, portre. Özellikle modellik sırasında modelin dış dünyadan soyutlandığında iç dünyasının derinliklerine bir çeşit meditative dalışla o duyguların yüzüne yansıdığını zaman zaman hem kendimde hem modelde fark etmişimdir.

Bu serilerin dışında zaman zaman kısa süreli manzara ve farklı konular çalıştım. Mesela İzmir-Özdere’de yaşadığım sıralar doğanın yüce etkilerini Romantik bir tarzla işlediğim ve öğrenciliğimde Vincent van Gogh’tan etkilenerek yaptığım bir kaç manzara halen hafızamda yerini koruyor.
Sonuç: Genel olarak bakıldığında aslında farklı seriler olmasına rağmen bütün eserlerimin, temelinde benzer bir konu ve temanın etrafında döndüğü fark edilir. Genel olarak farklı hayvan figürleriile diyalektik varlık, zıt olguların birlikteliği ve ilişkisi irdelenmektedir. Var oluş kaygısı, varlık felsefesi gibi psikolojik ve felsefi birer kavramın irdelendiği bir tavrın sürekliliği dikkat çeker.







































